Tatil vesilesiyle Burhaniye Ören’de bulunuyorduk. Bir sabah gezi maksatlı erkenden kalktık ve Cunda’ya doğru hareket ettik. Saat sabahın dokuzu filandı. Bahçelerinde zeytin ağaçları, nar ağaçları bulunan evlerden, sokaklardan geçtik. Sıra sıra villalar vardı. Uzun sokaklar denizle nihayetleniyor; karşıdan karşıya devasa ihtişamıyla Kaz Dağları görünüyordu ve yoğun zeytin ağaçları, havaya kesif bir koku salmıştı. Bu hengâme içerisinde ara ara bozuk ve tozlu yollardan hızla ilerliyorduk. Arabada beş kişiydik.
Yola çıkalı henüz 10 dakika oldu olmadı, hemen sol tarafta bir “Lokma Arabası” gördük. Ama yolların boşluğundan mıdır nedir; hızla geçip gittik yanından. Gittik gitmesine lâkin; lokma arabası, muhabbet konusu oldu bizde. Herkes ayrı ayrı yorum yapmaya başladı.
Arabadakilerden birisi “Keşke dursaydık da, birkaç lokma alsaydık” dedi. Başka birisi de “Yok be, o kadar yol geldik, tekrar geri dönülmez!” deyince diyaloglar aldı yürüdü!
Ne yorumlar yapıldı, neler neler söylendi;
“Bu saatte tatlı yenmez” diyenlerden tutun da “Araba sadece park etmişti, lokma dağıtımı yoktu!” diyenlere; “Hayır, kepenk kalkık durumdaydı” diyenlerden tutun da “Bence lokma dağıtımı yeni başlamış olabilir…” diyenlere kadar, elli çeşit yorum yapıldı. Ben arabayı kullanıyordum ve pek muhabbete girmedim. Bu sırada yaklaşık bir kilometre kadar yol almıştık. Artık geri dönme imkanımız kalmamıştı. Aslında herkes de farkındaydı bu durumun ama; lokma muhabbeti iyi gitmişti. Benim aklıma birden lokma hayrının kimin için yapılmış olabileceği geldi.
Vefat etmiş şahsiyet, nasıl birisiydi acaba?
Erkek miydi, kadın mıydı?
Çocuk muydu, genç miydi?
Ya da yoksa zaten yaşı gelmiş Allah’ın kullarından biri miydi?
İçimden bütün bu soruların cevaplarını düşünürken, “Peki acaba ‘Dindar’ mıydı?” sorusu aklıma geldi takıldı! (Normal şartlarda, böyle bir soru, İstanbul’da olsaydım aklıma gelmezdi. Çünkü defalarca orada-burada cami kapılarında vs.. lokma/hayır arabaları görmüştüm ve kimi zaman bir kase lokma alıp, bir Fatiha üç ihlas okumuştum, hayır sahibinin mevtasının arkasından fakat, burada durum böyle değildi. Farklı bir şey vardı bu arada!
Aklıma gelen şeyler, lokma arabasından daha fazla uzaklaşmama mani oldu. Az ileriden bir “U” dönüşü yaptım ve seri bir şekilde geri döndüm. Bu esnada arabanın içinde lokma muhabbeti çoktan bitmişti ve konu başka mecralarda seyrediyordu. Benim bu beklenmedik hareketim, herkesi şaşırttı ve “lokma muhabbeti” tekrar açıldı. Bana neden geri döndüğümü sorsalar da, cevap vermek istemedim. Yüzümde hafif bir gülümseme vardı. Ve nihayetinde benim aniden lokmacıya geri dönüş mevzum, benim tatlıyı ne kadar sevdiğime bağlandı. Suskunluğumu koruma niyetindeydim. İçimden geçenler farklı şeylerdi.
Biraz sonra lokma arabasının dibindeydik. Elli yaşlarında, oldukça açık giyinmiş bir bayan, bizim arabadan inmemize fırsat bile vermeden, elinde bir-kaç lokma kasesi ile bizi karşılayıp, camdan içeri doğru lokmaları uzattı. “Babam için dua eder misiniz?” dedi. Biz de nezaketen “Allah kabul etsin!” dedik. “Amin!” diyerek karşılık verdi kadın.
Lokmalar elimizdeydi artık ve tekrar yola koyulmuştuk. Herkes, tadından tuzundan bahsediyordu lokmaların. Ortama dikiz aynasından şöyle bir baktım. Şimdi benim aniden “U” dönüşüme neden olan “asıl hikâyeyi” anlatabilirdim.
Ve başladım anlatmaya;
“Arkadaşlar,” dedim “Bu bölgeleri, bu yerleri hepimiz biliyoruz. Buralar genel itibariyle tatil beldesi olan yerler. Ve buralarda yoğunluk olarak sol görüşlü “Emekli kesim” yaşıyor. Camiler genel itibariyle boş. Yolda-izde “Ehli Müslim” görünümlü birilerine rastlamak pek mümkün değil. Bu yerlerde giyim-kuşam “setri avret” dışı bildiğiniz gibi. İşte ben, bu sebeple o kadar yolu gittikten sonra aniden geri döndüm! Çünkü bu lokma sebebiyle yoldan geçenlerden “bir fatiha” bekleyen merhum (artık) kimse; muhtemel ki bu beldelerde umduğuna pek nail olamaz! Siz bile belki bir fatiha üç ihlas okumadınız, Allahü alem! Oysa ben şimdi, onun ruhu için okumuş olduğum Yasin-i Şerifi yarılamış durumdayım. Aslında hiç geri dönmeden yol boyunca okumaya devam edebilirdim. Ama; merhumun ismini öğrenmek ve onun ismiyle Rabbimizden mağfiret dilemek için geri döndüm. Merhumun adı “İsmet Çelik”miş. Lokma kamyonun altındaki kayar yazıda yazıyordu. Rabbim taksiratını affetsin. Hepimizin günahı var ve hepimiz bir gün öleceğiz. İnşaallah, bizlerin de arkasından birileri kuran okur” dedim. “Amin” seslerinden sonra, kısa bir sessizlik oldu arabanın içinde. Son lokmalar yutuluyordu. Çöpler vs.. bir poşette birikti. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi unutuldu, gitti her şey!
İsmet Amca, ben ve mübarek Yasin’i Şerif kaldık!





